Horanta Koop’tan Yeni Yatırım Hamlesi: 200 m² Pilot Salep Üretimi Başlıyor
Horanta Koop olarak, Hatay’da 200 m² pilot salep üretimi için yeni bir yatırım sürecini başlatıyoruz. Bu adım; yüksek katma değerli tarımsal üretimi, kadın emeğini, yerel kalkınmayı ve güçlü pazarlama potansiyelini aynı çatı altında buluşturan stratejik bir hamledir.
Neden salep?
Salep, yalnızca tarımsal bir ürün değil; aynı zamanda güvenilir tedarik, izlenebilirlik ve yüksek katma değer isteyen özel bir pazardır.
Gıda sanayinde stratejik ham madde: Salep, içecek ve gıda alanında önemli bir kullanım değerine sahiptir.
Yasal ve belgeli üretim ihtiyacı: Doğadan izinsiz toplama yasaktır. Bu nedenle kültüre alınmış, kayıtlı ve mevzuata uygun üretim giderek daha kritik hale gelmektedir.
İzlenebilir ürün açığı: Resmî eğitim materyallerinde salepte tağşişin yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Bu durum, güvenilir ve belgeli üreticiler için önemli bir fırsat alanı oluşturur.
Kooperatif markasına uygun yapı: Salep; yerel üretim, kadın emeği, sürdürülebilirlik ve premium ürün stratejisini aynı anda güçlendirebilecek bir üründür.
Neden 200 m² pilot model?
Büyük yatırım söylemleri yerine, ölçülebilir, kontrollü ve büyümeye açık bir başlangıç tercih ediyoruz.
Riskin yönetilebilir olması: 200 m² (0,2 dekar) ölçek; izin süreçlerini, üretim tekniğini, işçilik planlamasını ve pazarlama akışını kontrollü biçimde test etmemizi sağlar.
Daha hızlı sahadan veri üretimi: Pilot alan; gerçek maliyet, verim, ürün kalitesi ve satış kanalı performansını erken görmemizi sağlar.
Yatırımcı açısından daha inandırıcı yapı: Önce kanıtlanmış sonuç, sonra ölçek büyütme yaklaşımı; yatırımcı ve paydaş güvenini artırır.
Veriye dayalı ekonomik çerçeve
Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın 2024 tarihli fizibilite raporunda, 5 dekar salep üretim senaryosu için 350 kg/da ortalama verim, ilk yıl dekar başına 175.000 TL gelir ve 1 yıl geri dönüş süresi hesaplanmıştır. 200 m²’lik pilot alanımız bu senaryonun dekar başına değerlerinin beşte birine denk gelir; aynı varsayımlarla yaklaşık 70 kg verim ve ilk yıl yaklaşık 35.000 TL gelir öngörülebilir. Bu veriler, bugünkü fiyatların birebir garantisi değildir; ancak 200 m²’lik pilot başlangıcın ekonomik mantığını güçlü biçimde destekler.
Kooperatifimize ne kazandıracak?
Yeni gelir kalemi: Mevcut ürün portföyümüzün yanına yüksek katma değerli yeni bir ürün ekleyeceğiz.
Marka gücü: Horanta Koop’u sadece doğal ürün üreticisi değil, yenilikçi ve stratejik tarım yatırımcısı olarak da konumlayacağız.
Kadın emeği ve yerel kalkınma: Bilginin, üretimin ve gelirin kooperatif üyelerine yayılmasını sağlayacağız.
Ölçeklenebilir büyüme: Pilot sonuçların ardından daha büyük üretim alanı, işleme ve markalı ürün hattı için güçlü bir temel oluşturacağız.
Yatırımımızın temel taahhüdü
Horanta Koop olarak bu projeyi, doğal türleri koruyan ve mevzuata tam uyumlu bir üretim yaklaşımıyla ele alıyoruz.
Doğadan söküm yok
Belgeye dayalı hareket
Biyoçeşitlilik duyarlılığı
İl / İlçe Tarım Müdürlükleri gözetiminde süreç yönetimi
İş birliği çağrımız
Horanta Koop olarak; yatırımcılar, teknik çözüm ortakları, hibe programları, alım garantisi sunabilecek iş ortakları ve sosyal etki odaklı finansman sağlayıcılarla görüşmelere açığız. Hedefimiz yalnızca bir üretim alanı kurmak değil; Hatay’dan doğan örnek bir salep üretim modeli oluşturmaktır.
İletişim:
horantakoop@gmail.com
0532 172 03 16
Kaynaklar
T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı – Gıda Amaçlı Salep Üretimi
T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı / BÜGEM – Çiftçi Şartlarında Salep Üretiminde Büyük Başarı
Orman Genel Müdürlüğü – Türkiye’de Salep Üretiminde Yeni Dönem Başlıyor
Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı – Salep Tarımı ve Endüstrisi Fizibilite Raporu, 2024
Kastamonu Tarımsal Araştırma Enstitüsü – Salep Yetiştiriciliği Sunumu, 2025
Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü – Salep Yetiştiriciliği Broşürü, 2020
Not: Ekonomik göstergeler, resmî fizibilite raporundaki örnek senaryolara dayalı genel değerlendirmelerdir. Nihai yatırım kararı için tür seçimi, üretim materyali, saha koşulları ve izin süreçleri netleştirilerek ayrı bir detaylı fizibilite hazırlanmalıdır.
Dikey Tarım Sistemleri ve Sürdürülebilir Üretim Yaklaşımı
Sürdürülebilir Tarım: Neden Kurulduk, Nereye Gidiyoruz?
Bu yazının ilk halini 2022 sonbaharında, COP27 toplanmadan hemen önce yazmıştık. Depremin birinci yılını geride bıraktığımız şu günlerde, 20 Şubat 2024 itibarıyla yazıyı baştan ele aldık; çünkü kooperatifimizin kuruluş nedeni olan sürdürülebilir tarım, bu bir yılda bizim için bir slogan olmaktan çıkıp hayatta kalma meselesine dönüştü.
Tarım, son yıllarda herkesin anladığı üzere ülkelerin en önemli lokomotifleri arasındadır. İlk insandan beri süregelen ve gelişen bir yapıdadır. Tarımda kendini geliştirememiş ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin hiçbir öneminin olmadığını Covid-19 salgınında hep birlikte gördük: Ülkeler bir anda sınırlarını kapatmak zorunda kaldı; üreten ülkelerde ihracat, tüketen ülkelerde ithalat yüzünden fiyatlar ani ve ivmeli biçimde yükseldi. Deprem de bize aynı dersi bölgesel ölçekte tekrar verdi. Kendi gıdasını üretemeyen bir köy, ilk haftalarda yardım tırlarına bağımlıdır.
Sürdürülebilir tarım nedir?
Sürdürülebilir tarım; doğal kaynakları koruyan, çevreye zarar vermeyen, ekosistemlerin dengesini gözeten ve uzun vadeli tarımsal üretimi destekleyen bir üretim biçimidir. Hem insanların gıda güvenliğini sağlamayı hem de çevrenin sürdürülebilirliğini korumayı hedefler. Biz bunu daha kısa söylüyoruz: Torunlarımızın da ekebileceği bir toprak bırakmak.
Sürdürülebilir tarımın altı temel prensibi: toprak, su, çeşitlilik, az kimyasal, enerji ve insan.
Altı temel prensip
Toprak sağlığı. Toprağın verimliliği ve sağlığı sürdürülebilir tarımın temelidir. Organik madde içeriğini artırmak, erozyonu önlemek, toprak asitliğini dengede tutmak ve topraktaki biyolojik çeşitliliği desteklemek gerekir.
Su kaynaklarının korunması. Su, tarımsal üretim için hayati öneme sahiptir. Sulama suyunun etkin kullanımı teşvik edilmeli, su kaynaklarının kirlenmesi önlenmeli ve erozyon kontrolü gibi önlemlerle su korunmalıdır.
Biyolojik çeşitlilik. Monokültür yerine çok çeşitli bitki türlerinin yetiştirilmesi, doğal yaban hayatının desteklenmesi ve yerel türlerin korunması önemlidir.
Kimyasal girdilerin azaltılması. Kimyasal gübre ve tarım ilacı kullanımını azaltmak hedeftir. Organik tarım teknikleri, doğal gübreler ve zararlılarla biyolojik mücadele bu hedefe hizmet eder.
Enerji verimliliği. Tarım makinelerinin verimli kullanımı, yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji yoğun üretim yöntemlerinin azaltılması gerekir.
Sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik. Çiftçilerin ve toplulukların refahı desteklenmelidir: adil ticaret, yerel pazarlara erişim, çiftçi eğitimi ve destek mekanizmaları.
Sürdürülebilir tarım yöntemleri arasında organik tarım, ekolojik tarım, agroekoloji, entegre tarım ve doğal tarım gibi yaklaşımlar bulunur. Hepsinin ortak amacı aynıdır: Doğal kaynakları korurken gıda üretimini sürdürülebilir kılmak.
Tehlikeli bir oyun: Endüstriyel tarım ve ağır sonuçları
Kooperatifimizin kurulma nedenlerinin en önemlisi sürdürülebilir tarım uygulamaları ve bunların yaygınlaştırılmasıdır. Endüstri ve teknolojinin gelişmesiyle beraber, daha rekabetçi olabilmek adına ülkelerin tarım vizyonunu geliştirmesi gerekiyordu. Bu yüzden endüstriyel tarım geldi ve daha büyük kazanç beklentisiyle toprak ve doğa bilinçsizce kullanılmaya başlandı. Bu durum bütün dünyada böyledir.
İnsanoğlu tabiatı gereği daha konforlu, daha rahat, daha sağlıklı yaşamak istemiş; yaratılışı gereği sürekli daha fazlasını talep etmekten çekinmemiştir. 20. yüzyılla birlikte doğanın dengesini bozmaya başlamış, günümüzde bu bozulma zirve yapmıştır. Çiftçilik eskiden yerelde yapılan basit bir iş koluyken bugün endüstriyel boyutlara ulaştı. Büyük üretim, büyük rekabet ve büyük kârlılığın yanında artık doğanın dengesini bozacak boyutlara vardı. İnsan sağlığını bozan üretim ise işin bambaşka bir boyutu: Son yıllarda artan kanser, kalp-damar ve şeker hastalıkları bunların yalnızca birkaçı.
Geleceğimiz olan yeni nesillere daha iyi bir hayat bırakmak isteyen insanoğlu, doğanın dengesini bozduğunun farkında değil. Bütün dünyanın gündemindeki 1,5-2 derecelik sıcaklık artışı, gelecek nesillere iyi bir yaşam standardı değil çölleşen bir dünya bırakmak üzere olduğumuzu gösteriyor. Devletler bu konuda bir şeyler yapabilmek adına her yıl toplanıyor, göstermelik de olsa adım atmak istiyor. COP toplantıları bunun en bilinen örneğidir.
COP nedir, bugüne kadar ne yaptı?
COP, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamındaki tarafların konferansı anlamına gelir. Biz ilk yazıyı yazarken 27’ncisi Şarm El Şeyh’te toplanmak üzereydi; sonuncusu geçen Aralık’ta Dubai’de yapıldı. 197 taraf ülke, on binlerce müzakereci, hükümet yetkilisi, şirket ve aktivist her yıl bir araya gelip 2015 Paris Anlaşması’nın hedeflerini hayata geçirmeye çalışıyor.
BMİDÇS, ilk olarak Haziran 1992’de Rio de Janeiro’daki Yeryüzü Zirvesi’nde 154 ülke tarafından imzalandı. Amacı, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunu dengeleyerek “iklim sistemine tehlikeli insan müdahalesini” dizginlemekti. Sözleşme; kırılgan ekosistemlerin haksız yere zarar görmemesi, küresel gıda arzının kesintiye uğramaması ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir biçimde ilerlemesi için hükümetler arasında bilimsel araştırma, düzenli toplantı ve politika anlaşmaları çağrısında bulundu. Türkiye’nin sözleşmeyle ilişkisini Dışişleri Bakanlığı’nın sayfasından okuyabilirsiniz.
Kyoto Protokolü, tarafların ilk önemli anlaşmasıydı. Aralık 1997’de imzalandı; 37 sanayileşmiş ülkeye ve Avrupa Birliği’ne altı gazın salımını azaltma yönünde katı hedefler koydu, ancak ABD, Çin ve Hindistan gibi büyük salımcıları kapsamıyordu. Şubat 2005’te yürürlüğe girdi; birinci aşamada (2008-2012) salımları 1990 seviyesinin yüzde 5, Doha Değişikliği ile uzatılan ikinci aşamada (2013-2020) yüzde 18 altına indirmeyi hedefledi. Buna rağmen BM Çevre Programı’nın 2012 raporu, 1990 ile 2010 arasında salımların yüzde 32 arttığını ortaya koydu. Rapor, fosil yakıt bağımlılığını yenilenebilir enerjiyle değiştirme ihtiyacını bir kez daha vurguladı.
Bizim bu tarihten çıkardığımız ders şu: Otuz yıldır toplanan devletler salımı durduramadı. Sebepleri ve sorumluları kim olursa olsun, bunlara bakılmaksızın çözüm odaklı olmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden Yerelden Küresele Hareketimiz‘i başlattık.
Neden sürdürülebilir tarım?
Çünkü başka yolu yok. Toprak yoruldu; bugüne kadar kullanılan gereksiz gübre ve ilaç yüzünden toprakta kimyasal ve toksik maddeler birikti. Su azaldı; iklim değişikliği yazımızda anlattığımız gibi Amik Ovası’nın kuyuları her yıl derine iniyor. Girdi fiyatları ise çiftçinin kârını yiyip bitiriyor. Sürdürülebilir tarım bizim için bir ideoloji değil, hesap makinesinin gösterdiği sonuçtur: Daha az girdi, daha sağlıklı ürün, daha uzun ömürlü toprak.
Kooperatifler, özellikle kadın kooperatifleri, bu dönüşümün en doğal aracıdır. Tek başına bir çiftçinin göze alamayacağı deneme, eğitim ve pazarlama maliyetini birlikte taşıyabiliriz. Yerelden küresele hareketimizi desteklemek için lütfen bizimle iletişime geçin. Her kesimin yorumuna ve fikrine ihtiyacımız var; geleceğimiz için bunun yapılması gerektiğine inanıyoruz.
Kooperatifimiz üçüncü aşamada
Birinci aşama kurulmak, ikinci aşama üretime başlamaktı. Üçüncü aşamada Yerelden Küresele Hareketimiz sahaya iniyor: konuşacak, bilgilendirecek, eğitimler ve toplantılar düzenleyecek. Hareketin diğer önemli ayağı ise şu: Bize gelen talepleri yerinde inceledikten sonra başvuran kişinin veya kurumun ihtiyaçlarını, yapılması ve yapılmaması gerekenleri raporlayacağız; talebin başından sonuna her adımında yanında olarak işi nihayete kavuşturacağız; sonrasında iki yıl daha gözlemleyerek verileri kayıt altına alacağız. Karbondioksit ve metan gibi gaz salımlarını, karbon ayak izini, işletme maliyetlerini, verim kayıtlarını ve kârlılık oranlarını ölçüp grafiklerle paylaşmak istiyoruz. Ölçülmeyen şey iyileştirilemez.
Organik tarımı desteklemek ve tavsiyede bulunabilmek için 5-15 dönümlük sera ortamında kendi üretimimizi yapacak, çiftçilerimizi buradan bilgilendirecek ve onları kazançlı bir işe teşvik edeceğiz. Tüm çalışmalarımız Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ile koordineli yürüyecek. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Lütfü Savaş’ın hidroponik tarım projelerindeki ödüllü çalışmalarını takip ediyor, desteklerini bekliyoruz.
Hidroponik ve benzeri tarım sistemleri
Akuaponik sistemde balık atığı bitkiye gübre, bitki kökü havuza filtre olur.
Hatay Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Komisyonu hibe programı kapsamındaki SİEU Green projesiyle hidroponik (topraksız tarım) ve akuaponik (sucul yetiştiricilik) sistemlerin entegre edildiği bir sera kurdu. Akuaponik teknikte balık atıkları bitkiler için biyolojik gübre kaynağı olarak kullanılıyor; bitki kökleri de balık havuzu için doğal filtre görevi görüyor. Belediye bu serayı “Sürekli Eğitim Merkezi” modeliyle halka, girişimcilere ve öğrencilere açık canlı bir laboratuvar olarak işletmeyi, dezavantajlı kadınlar ve Suriyeli misafir kadınlardan oluşan yaklaşık 400 kişilik bir gruba bu tekniği balkonda ya da mutfakta uygulayabilecekleri çalıştaylarla öğretmeyi planlıyor.
Başkan Savaş, sistemin topraktaki kimyasal birikimden ve mantar, bakteri, virüs kaynaklı hastalıklardan uzak üretim sağladığını, tarlada ortalama elli günde sofraya gelen marulun bu sistemde on-on beş günde yetiştiğini söylüyor; sistemi “sıhhat, zaman ve ekonomi konusunda müthiş faydalı” diye tanımlıyor. Haberin tamamını Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin sitesinden okuyabilirsiniz. Biz de kendi seramızda bu sistemi denemek ve sonuçlarını burada paylaşmak istiyoruz.
Sulamada devletin yaptıkları ve bizim ekleyeceklerimiz
Tarım ve Orman Bakanlığı, çiftçilerin basınçlı sulama sistemlerini planlayıp işletebilmesi ve dijital araçları sisteme entegre edebilmesi için eğitim ve yayım faaliyetleri yürütüyor. Bakanlığın paylaştığı verilere göre “Basınçlı Sulama Sistemleri” ve “Etkin ve Verimli Sulama Sistemleri” modüler eğitimleri kapsamında 26 ilde 73 eğitim düzenlendi ve 1.329 çiftçi sertifika aldı; sertifika alanların yalnızca yüzde 16’sı kadın. Ayrıca güneş enerjili sulama, su hasadı, toprak altı damla sulama, serada sulama ve kapalı drenaj uygulamalarını yerinde görmeleri için üniversitelere, araştırma kurumlarına ve ekipman üreticilerine inceleme gezileri düzenlendi; çalıştay, tarla günü ve çevrimiçi seminerlerle 554 çiftçinin sorunları uzmanlarla tartışıldı; aşırı sulamanın zararlarından yüzey altı damla sulamaya kadar çeşitli konularda 9.586 adet yayım materyali dağıtıldı.
Bu rakamlar bize iki şey söylüyor. Birincisi, devletin eğitim altyapısı var ve kullanılabilir. İkincisi, kadın çiftçilere ulaşılamıyor; yüzde 16 bunu açıkça gösteriyor. Bir kadın kooperatifi olarak tam da bu boşluğu doldurmak istiyoruz: Bakanlığın eğitimlerini köye, kadın çiftçinin ayağına getirmek ve öğrenileni kendi seramızda göstermek.
Bu yazıyı okuyan her çiftçiye, her kuruma ve her okura sözümüz aynı: Sebep ve sorumlu aramıyoruz; çözüm arıyoruz. Fikirlerinizi iletişim sayfamızdan bekliyoruz.
Yerelden Küresele Hareketimiz: Çölleşen Dünyanın Sorumlusu Kim?
Yerelden Küresele Hareketimiz’i Kasım 2022’de resmen başlatmıştık. Bir yılı geride bıraktık; arada bir deprem yaşadık ve çok şey öğrendik. Bu yazı, 5 Aralık 2023 itibarıyla hareketimizin amacını, yöntemini ve geldiğimiz noktayı yeniden anlatıyor.
İklim değişikliği hakkında yapmak istediğimiz şey, önce yerelden başlayıp küresele giden bir akımın öncüleri olmaktır. Bu iddialı bir cümle gibi görünebilir; ama Hatay’ın bir köyünden yazıyoruz ve tam da bu yüzden söylüyoruz. Küresel sorunların çözümü küresel zirvelerde konuşuluyor; ama toprağa dokunan el, kuyuyu açan çiftçi, gübreyi seçen üretici hep yerelde. Değişim o elden başlamazsa hiçbir yerden başlamıyor.
Neden yerelden?
Kooperatifimizin kuruluş amaçlarından biri olan sürdürülebilir tarım kapsamında ele aldığımız bu mesele bizim için olduğu kadar tüm dünya için gerekli ve geçerlidir. Bu hareket, her ülkede beş on kurumun altından kalkabileceği kadar küçük bir mesele değildir. Küresel sermayeyi, küresel sanayiyi, küresel teknoloji ve tarım şirketlerini suçlayıp büyük adımları onlardan bekleyerek, onlarla kavga ederek, onları protesto ederek geçirecek zamanımız ne yazık ki yok. Bu boşa bir çaba olur. Bizim görüşümüz açık: Herkesi ilgilendiren devasa bir sorunun çözümü ancak yerelden küresele bir hareketle mümkündür. Açgözlülüğümüzü ve hırsımızı bu konulara kanalize ederek, küresel boyuttaki bu sorunla birlikte mücadele etmemiz gerekecek.
Hareketin özü: Kavga ederek değil, konuşarak
Kavga ederek değil, konuşarak: farkındalıktan raporlamaya beş adım.
Yapmamız gereken adımlar sırasıyla şunlar:
Farkındalık. Çiftçileri, sanayicileri ve çevreyi kirleten bütün kesimleri güzel ve ılımlı bir dille durumdan haberdar etmek. Birileriyle savaşarak değil, birileriyle güzel bir şekilde konuşarak.
Eğitim ve toplantılar. Daha çok farkındalık için çeşitli eğitimler ve toplantılar düzenlemek; sosyal medya ve basılı yayınlarla herkesin bu konuda bilinçlenmesini ve kendine göre bir adım atmasını sağlamak.
Kurumlarla görüşme. Tarım Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve bankalarla görüşerek en başta çiftçilerimizin, sonra esnaf ve sanayicilerimizin güneş enerjisi, elektrik motoru, makine ve ekipman alımlarında uygun vadeler, hibeler ve teşvikler çıkarılmasını sağlamak.
Anahtar teslim kurulum. İnsanların ihtiyacını saptamak, atılması gereken adımları belirlemek, evrak ve satın alma süreçlerini yürütmek ve ekipmanı devreye almak.
Öncesi ve sonrası raporlama. Yapılan işin çevreye ve insan sağlığına etkisini ölçüp raporlamak. Bir şeyi ölçemiyorsanız iyileştiremezsiniz.
Kısacası projemizin özeti şudur: Bilinçsiz ve hoyrat bir şekilde kullanılan su, enerji, kimyasal gübre ve kimyasal ilacı en aza indirmek; bunu da insanların önüne anahtar teslim bir hizmet olarak koymak. En temel görevimiz budur.
Organik gübre, organik ilaç ve Örnek Organik Bahçe
Örnek Organik Bahçe: güneş enerjisi, damla sulama, organik gübre ve ilaç; öncesi ve sonrası ölçülen bir model.
Kimyasal gübrelerin ve kimyasal ilaçların doğaya ve insan sağlığına verdiği zararı bilmeyen yok. Atılması gereken adımlar arasında bu iki husus ilk sırada. Bu yüzden derhal ve acilen kurulması gerektiğini düşündüğümüz organik gübre ve organik ilaç entegre tesisini, bir de herkesin gelip görebileceği bir Örnek Organik Bahçe’yi hareketimizin somut ayakları olarak belirledik. Bahçe, güneş enerjisiyle çalışan damla sulamayı, kimyasalsız üretimi ve öncesi sonrası ölçülen toprak analizlerini bir arada gösterecek. Laf değil, tarla.
Enerji: 21. yüzyılın en temel meselesi
21. yüzyılın en temel problemlerinden biri enerji fiyatlarındaki yüksek artışlar olsa gerek. Pandemi sonrası enerji fiyatlarındaki müthiş yükseliş, insanları “gelecekte ne olacak” sorusunu daha ciddi düşünmeye yetti de arttı bile. Enerji bağımlılığı bütün dünya ülkelerinin en çekindiği konulardan biri.
Giderek artan enerji ihtiyacı ülkeleri derin arayışlara iterken, çoğalan ve büyüyen sanayi daha fazla enerji tüketerek daha üretken ve daha verimli hale geldi. Daha modern, daha rahat ve konforlu yaşamak isteyen insanoğlu doğayı ve iklimi nasıl değiştirdiğinin aslında farkındaydı. Doğayı ve iklimi korumak adına atılan pek çok adım, çok küçük adımlar olarak karşımıza çıktı. Bugün geliştirilen teknolojilerin doğayı koruma çabası hâlâ yetersiz. İşte bu yüzden çiftçinin tarlasındaki güneş paneli, sanayicinin çatısındaki panel ve dizel yerine elektrikli motor bizim için sadece bir tasarruf değil, hareketin kendisidir.
Yüz yıl sonra torunlarımız
Bundan yüz yıl sonra yeraltı sularımız bitmiş, topraklarımız çölleşmiş ve açlık sınırında yaşayan yeni nesiller arkamızdan “doğayı ve evrenin düzenini nasıl hoyratça ve açgözlülükle mahvettiğimizi” tartışacaklar. Evet, ne yazık ki torunlarımız belki de açlıkla ve çölleşen dünyanın sorunlarıyla uğraşacak; arkamızdan kim bilir neler konuşacaklar. Gözlerinizi kapatıp lütfen bunu bir düşünün. Bir de Yerelden Küresele Hareketimiz’i düşünün.
İklim değişikliğinin etkenlerini ve etkilerini okuyabileceğiniz sınırsız kaynak var; biz de İklim Değişikliği Projemiz yazısında bunları kendi cümlelerimizle derledik. Hareketimiz bu konudaki paylaşımlarını sosyal medya hesaplarımızdan hikâyeler olarak da sürdürüyor; lütfen takipte kalın.
Çölleşen dünyanın sorumlusu kim? Cevap: Herkes
Yerelden başlayarak küresele uzanan hareketimizin amacı, iklim değişikliğinin hepimizi ilgilendirdiğini bilmek ve alınması gereken önlemleri almak. Çölleşen dünyanın, daha doğrusunu söylemek gerekirse çölleştirdiğimiz dünyanın problemlerinin kaynaklarını değil, çözümlerini konuşacağız. Suçlu aramaya vaktimiz yok; çünkü suçlu hepimiziz ve çözüm de hepimizde.
Kooperatifimizin ve projemizin amaçları
Kooperatifimizin kuruluşundaki en büyük amaçlar arasında bulunan ilk hedefimiz, tarımın daha sürdürülebilir, daha katma değerli, daha az maliyetli olması ve gelecek nesillere de tarım yapılabilecek araziler bırakılmasıdır. Bunu ta başından beri söylüyoruz. Bu bağlamda önümüzdeki en ciddi ve en zor sorun iklim değişikliği ve kuraklık olarak öne çıkıyor. Bu yüzden projemiz dört başlıkta ilerliyor:
İklim değişikliği: farkındalık, eğitim ve kurumlarla görüşme.
Kuraklık: susuzluğa dayanıklı türler, damla sulama, toprağın su tutma kapasitesini artıran organik madde.
Karbon ayak izi: ortaklarımızın ve çevremizdeki işletmelerin karbon ayak izini ölçüp azaltmak.
Tarımsal atıkların geri dönüşümü: budama artığı, sap saman ve gübreyi tesiste organik gübreye dönüştürmek.
Bir yılın sonunda dürüst olmak gerekirse deprem, planladığımızdan daha yavaş ilerlememize neden oldu. Ama hareketin temel fikri her geçen gün daha da doğrulanıyor. Bu konuda değişik fikirlerinizi önemsiyoruz ve ilgileniyoruz. Lütfen iletişim sayfamızdan bize ulaşmaktan çekinmeyin. Yerelden küresele; bir köyden başlayarak.
İklim Değişikliği Projemiz: Kuraklıkla Mücadelede Yol Haritamız
Bu yazıyı ilk kez 2023 Şubat’ında, depremden hemen önce yayınlamıştık. Aradan geçen on ayda hem bölgemiz hem de düşüncelerimiz çok değişti. 5 Aralık 2023 itibarıyla yazıyı baştan ele aldık; kuraklığı projemizin tam ortasına koyduk.
Bu yılı Hatay’da yaşayan herkes gibi biz de 6 Şubat’la hatırlayacağız. Deprem, projemizde planladığımız bazı adımları ertelemek zorunda bıraktı. Ama bir şeyi de çok net gösterdi: Doğa bize sormuyor. Yaz boyunca yaşadığımız sıcaklar, Amik Ovası’nda giderek derinleşen kuyular ve neredeyse hiç yağmayan sonbahar, bu yazıda anlattığımız her cümleyi tarlada bizzat doğruladı. 2023’ün kayıtlara geçen en sıcak yıl olma yolunda ilerlediği açıklandı; şu günlerde Dubai’de dünya liderleri COP28’de iklim için toplanmış durumda. Biz de kendi köyümüzde, kendi ölçeğimizde ne yapabileceğimizi yeniden yazdık.
İklim değişikliği nedir?
İklim değişikliği, Dünya’nın iklim sisteminde uzun süreli ve ölçülebilir değişimlerin ortaya çıkmasıdır. Atmosfer, denizler, buzullar ve karalar arasındaki etkileşimin sonucudur; on yıllar, yüzyıllar boyunca sürer ve etkisini küresel ölçekte gösterir. Doğal etkenleri de vardır, ancak bugün yaşadığımız hızlı değişimin ana nedeni insan faaliyetleridir: fosil yakıt kullanımı, ormansızlaşma, sanayi ve yanlış tarım uygulamaları atmosferdeki sera gazlarını artırıyor. Bu gazlar ısıyı yeryüzünde tutuyor; sonuç küresel ısınma, deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olayları ve bizim en çok hissettiğimiz şey olan su kaynaklarının azalması.
İklim değişikliğinin başlıca faktörleri
Küresel ısınma, ekosistem değişiklikleri ve sera gazı emisyonları; her birine karşı kendi adımımız var.
Küresel ısınma
Karbondioksit, metan, su buharı gibi sera gazları atmosferde biriktikçe güneşten gelen ısı yeryüzünde hapsoluyor ve Dünya’nın yüzey sıcaklığı uzun vadede artıyor. Sonuçları tanıdık: deniz seviyesinin yükselmesi, kasırga ve sel gibi hava olaylarının sıklaşması, kuraklık, toprak erozyonu ve biyolojik çeşitliliğin azalması. Bu etkiler yalnızca doğayı değil, ekonomik faaliyetleri ve hepimizin yaşam kalitesini etkiliyor. Çözüm tarafında ise sera gazı salımının azaltılması, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve sürdürülebilir kalkınma var.
Ekosistem değişiklikleri
Ormanların tahribi, plansız kentleşme, su kaynaklarının aşırı kullanımı, madencilik ve kirlilik ekosistemleri geri dönüşü zor biçimde değiştiriyor. Bunun sonucu habitat kaybı, türlerin yok olması, istilacı türlerin yayılması ve kirliliktir. İklim değişikliği bu zinciri hızlandırıyor. Çare de bellidir: koruma alanları oluşturmak, ormancılık ve tarımı sürdürülebilir hale getirmek, istilacı türleri kontrol etmek, kirliliği kaynağında önlemek.
Sera gazı emisyonları
Sera gazları iki kaynaktan gelir. Doğal kaynaklı olanlar su buharı, karbondioksit, metan ve ozondur. İnsan kaynaklı olanlar ise fosil yakıt, sanayi, tarım, ormancılık ve atık depolama faaliyetlerinden salınan karbondioksit (CO₂), metan (CH₄), azot oksitler (NOx) ve florlu gazlardır. Asıl sorun ikinci gruptur. Emisyonları azaltmanın yolları da belli: temiz enerji, enerji verimliliği, sıfır emisyonlu ulaşım, ormanların korunup yeni orman alanlarının oluşturulması ve tarımda sürdürülebilir uygulamalar. Biz bir kooperatif olarak bu listenin son iki maddesine odaklandık.
Kuraklık: Bizim için en somut sonuç
Yağış azalıyor, kuyular derinleşiyor. Cevabımız susuzluğa dayanıklı türler ve kimyasalsız üretim.
İklim değişikliğinin bütün başlıkları önemli; ama Kırıkhan’da bir ziraat mühendisine ya da bir çiftçiye sorarsanız cevap tek kelimedir: kuraklık. Yağış rejimi bozuldu, kışın yağması gereken yağmur ya gelmiyor ya da bir günde sel olup akıp gidiyor. Ova bu açığı yeraltı suyuyla kapatıyor; kuyular her yıl biraz daha derine iniyor. Bu tempoyla devam ederse önce sulu tarım, sonra köy hayatı sürdürülemez hale gelecek.
Bu yüzden projemizde iki ilke koyduk. Birincisi, dikeceğimiz her türün susuzluğa dayanıklı olması. İkincisi, tek damla suyun boşa gitmemesi: damla sulama, toprağı örten malç ve toprağın su tutma kapasitesini artıran organik madde. Kimyasal gübre ve ilaç yok; çünkü kimyasal, toprağın canlılığını ve dolayısıyla su tutma gücünü öldürüyor.
Projemizi nasıl kurguladık?
Kadın girişimi kooperatifi olarak oturduk, uzun uzun konuştuk ve neler yapabileceğimizi kaleme aldık. Deprem yüzünden bazı adımları ertelemek zorunda kaldık; ama planımız hâlâ aynı.
Konu belirleme. İklim değişikliği çok geniş bir alan; sera gazı emisyonları, küresel sıcaklık artışı, deniz seviyesi, ekosistem değişiklikleri gibi birçok alt başlığa ayrılıyor. Üç ziraat mühendisi ve bir bilgisayar programcısından oluşan ekibimiz, sera gazı emisyonları ve küresel sıcaklık artışı başlıklarıyla mücadeleye karar verdi.
Araştırma. Her iki konuda geniş çaplı bir okuma yaptık; çok farklı görüşlerle karşılaştık. Vardığımız ortak nokta şuydu: Sera gazları dünyamızı etkileyen en büyük faktörlerden biri. Peki bir köy kooperatifi bu konuda ne yapabilirdi?
Amaç. Kendi ölçeğimizde sera gazı emisyonlarını azaltmak ve atmosferden karbon tutan yeşil alan oluşturmak.
Hedef. Kooperatif ortaklarımızın faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını yüzde 10 azaltmak ve çevremizdeki ormanlık alanları korumak.
Tespit. Bulunduğumuz il ve ilçelerde her yıl mantar gibi biten imar alanları yüzünden ormanlık alanlarımızı kaybediyoruz. Coğrafyamızda maki türü bitkilerin bu kadar yaygın olması, ormanlarımızın sahipsiz kaldığının göstergesi. Önce bu kaybın önüne geçmek gerekiyor.
Analiz ve karar. Bir taraftan kooperatif ortaklarımızın ve köylü paydaşlarımızın ekonomik özgürlüğünü artırmak, diğer taraftan doğaya nefes aldırmak için 2023-2028 yılları arasında 50 dönümlük makilik ve kayalık alanı orman meyveleriyle yeşertme hedefini ortaya koyduk.
Çözüm. Katma değerli ürün yetiştirerek ortaklarımıza ve paydaşlarımıza gelir sağlamak, istihdam oluşturmak ve sera gazını tutabilecek geniş, düzenli, bakımlı bir yeşil alan kurmak. Bütün bunlar yapılırken hiçbir kimyasal kullanılmayacak ve yalnızca susuzluğa dayanıklı türler dikilecek. Yaptığımız analizler, bu yaklaşımın hem yerel halktan hem de ulusal ve uluslararası kurumlardan destek bulabileceğini gösteriyor.
Raporlama. Projeyi üç yıl içinde hem etkili bir orman alanı oluşturacak hem de ekonomik getirisi olacak şekilde tasarladık. Her yıl öncesi ve sonrasını ölçüp burada paylaşacağız.
Sürdürülebilir tarım ve Endüstri 4.0’ın bize öğrettikleri
Israrla üzerinde durduğumuz konu ve kooperatifimizin kuruluşundaki en büyük amaç, dünyanın en büyük endüstrisi, en eski mesleği ve olmazsa olmazı olan sürdürülebilir tarımdır. Hırsımızın gelecek nesillerin hayatını kısaltmasına, ciddi sağlık sorunlarına yol açmasına izin vermememiz gerekiyor.
Tüm dünyada şu sıralar trend olan şey, endüstrinin sağladığı faydalardan bir nebze olsun uzaklaşabilmek; doğayla iç içe yaşamak. Endüstri 3.0 ve 4.0 gibi kavramların insan hayatını nasıl etkilediğini hep birlikte gördük. Nimetlerini inkâr etmiyoruz: Ulaşım çok kolaylaştı ve hızlandı; gıdalarımız hijyenik, bol çeşitli, lezzetli ve kusursuz görünümlü oldu; ısınmak artık bir düğmeye basmak kadar kolay. Ama bedeli de büyük: Vücutlarımız hantallaştı, sağlığımız elden gitti, karbondioksit arttı. Biz bu terazide doğanın tarafında durmayı seçiyoruz.
Yetkililere ve ortaklarımıza çağrımız
Yetkili mercilerle görüştüğümüz bu konuların acilen nihai bir karara bağlanması elzemdir. Makilik ve kayalık alanların tahsisi, susuzluğa dayanıklı fidan desteği ve damla sulama teşviki gibi başlıklar bir kooperatifin tek başına altından kalkabileceği işler değil. Ortaklarımızdan ve okurlarımızdan ise tek bir şey istiyoruz: Bu konuyu uzak bir dünya meselesi olarak değil, kendi tarlasının ve kendi kuyusunun meselesi olarak görmelerini. Fikirlerinizi, önerilerinizi ve eleştirilerinizi iletişim sayfamızdan bize ulaştırabilirsiniz.
Trüf Mantarı Eylem Planı (2022-2026): Hedefler ve Yol Haritası