Sürdürülebilir Tarım: Neden Kurulduk, Nereye Gidiyoruz?
Sürdürülebilir tarım nedir, altı temel prensibi neler? Endüstriyel tarımın ağır sonuçları, COP ve Kyoto'dan çıkardığımız dersler, kooperatifimizin üçüncü aşaması, hidroponik sera ve sulama eğitimleri üzerine Şubat 2024 tarihli yazımız.
Bu yazının ilk halini 2022 sonbaharında, COP27 toplanmadan hemen önce yazmıştık. Depremin birinci yılını geride bıraktığımız şu günlerde, 20 Şubat 2024 itibarıyla yazıyı baştan ele aldık; çünkü kooperatifimizin kuruluş nedeni olan sürdürülebilir tarım, bu bir yılda bizim için bir slogan olmaktan çıkıp hayatta kalma meselesine dönüştü.
Tarım, son yıllarda herkesin anladığı üzere ülkelerin en önemli lokomotifleri arasındadır. İlk insandan beri süregelen ve gelişen bir yapıdadır. Tarımda kendini geliştirememiş ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin hiçbir öneminin olmadığını Covid-19 salgınında hep birlikte gördük: Ülkeler bir anda sınırlarını kapatmak zorunda kaldı; üreten ülkelerde ihracat, tüketen ülkelerde ithalat yüzünden fiyatlar ani ve ivmeli biçimde yükseldi. Deprem de bize aynı dersi bölgesel ölçekte tekrar verdi. Kendi gıdasını üretemeyen bir köy, ilk haftalarda yardım tırlarına bağımlıdır.
Sürdürülebilir tarım nedir?
Sürdürülebilir tarım; doğal kaynakları koruyan, çevreye zarar vermeyen, ekosistemlerin dengesini gözeten ve uzun vadeli tarımsal üretimi destekleyen bir üretim biçimidir. Hem insanların gıda güvenliğini sağlamayı hem de çevrenin sürdürülebilirliğini korumayı hedefler. Biz bunu daha kısa söylüyoruz: Torunlarımızın da ekebileceği bir toprak bırakmak.

Altı temel prensip
- Toprak sağlığı. Toprağın verimliliği ve sağlığı sürdürülebilir tarımın temelidir. Organik madde içeriğini artırmak, erozyonu önlemek, toprak asitliğini dengede tutmak ve topraktaki biyolojik çeşitliliği desteklemek gerekir.
- Su kaynaklarının korunması. Su, tarımsal üretim için hayati öneme sahiptir. Sulama suyunun etkin kullanımı teşvik edilmeli, su kaynaklarının kirlenmesi önlenmeli ve erozyon kontrolü gibi önlemlerle su korunmalıdır.
- Biyolojik çeşitlilik. Monokültür yerine çok çeşitli bitki türlerinin yetiştirilmesi, doğal yaban hayatının desteklenmesi ve yerel türlerin korunması önemlidir.
- Kimyasal girdilerin azaltılması. Kimyasal gübre ve tarım ilacı kullanımını azaltmak hedeftir. Organik tarım teknikleri, doğal gübreler ve zararlılarla biyolojik mücadele bu hedefe hizmet eder.
- Enerji verimliliği. Tarım makinelerinin verimli kullanımı, yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji yoğun üretim yöntemlerinin azaltılması gerekir.
- Sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik. Çiftçilerin ve toplulukların refahı desteklenmelidir: adil ticaret, yerel pazarlara erişim, çiftçi eğitimi ve destek mekanizmaları.
Sürdürülebilir tarım yöntemleri arasında organik tarım, ekolojik tarım, agroekoloji, entegre tarım ve doğal tarım gibi yaklaşımlar bulunur. Hepsinin ortak amacı aynıdır: Doğal kaynakları korurken gıda üretimini sürdürülebilir kılmak.
Tehlikeli bir oyun: Endüstriyel tarım ve ağır sonuçları
Kooperatifimizin kurulma nedenlerinin en önemlisi sürdürülebilir tarım uygulamaları ve bunların yaygınlaştırılmasıdır. Endüstri ve teknolojinin gelişmesiyle beraber, daha rekabetçi olabilmek adına ülkelerin tarım vizyonunu geliştirmesi gerekiyordu. Bu yüzden endüstriyel tarım geldi ve daha büyük kazanç beklentisiyle toprak ve doğa bilinçsizce kullanılmaya başlandı. Bu durum bütün dünyada böyledir.
İnsanoğlu tabiatı gereği daha konforlu, daha rahat, daha sağlıklı yaşamak istemiş; yaratılışı gereği sürekli daha fazlasını talep etmekten çekinmemiştir. 20. yüzyılla birlikte doğanın dengesini bozmaya başlamış, günümüzde bu bozulma zirve yapmıştır. Çiftçilik eskiden yerelde yapılan basit bir iş koluyken bugün endüstriyel boyutlara ulaştı. Büyük üretim, büyük rekabet ve büyük kârlılığın yanında artık doğanın dengesini bozacak boyutlara vardı. İnsan sağlığını bozan üretim ise işin bambaşka bir boyutu: Son yıllarda artan kanser, kalp-damar ve şeker hastalıkları bunların yalnızca birkaçı.
Geleceğimiz olan yeni nesillere daha iyi bir hayat bırakmak isteyen insanoğlu, doğanın dengesini bozduğunun farkında değil. Bütün dünyanın gündemindeki 1,5-2 derecelik sıcaklık artışı, gelecek nesillere iyi bir yaşam standardı değil çölleşen bir dünya bırakmak üzere olduğumuzu gösteriyor. Devletler bu konuda bir şeyler yapabilmek adına her yıl toplanıyor, göstermelik de olsa adım atmak istiyor. COP toplantıları bunun en bilinen örneğidir.
COP nedir, bugüne kadar ne yaptı?
COP, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamındaki tarafların konferansı anlamına gelir. Biz ilk yazıyı yazarken 27’ncisi Şarm El Şeyh’te toplanmak üzereydi; sonuncusu geçen Aralık’ta Dubai’de yapıldı. 197 taraf ülke, on binlerce müzakereci, hükümet yetkilisi, şirket ve aktivist her yıl bir araya gelip 2015 Paris Anlaşması’nın hedeflerini hayata geçirmeye çalışıyor.
BMİDÇS, ilk olarak Haziran 1992’de Rio de Janeiro’daki Yeryüzü Zirvesi’nde 154 ülke tarafından imzalandı. Amacı, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunu dengeleyerek “iklim sistemine tehlikeli insan müdahalesini” dizginlemekti. Sözleşme; kırılgan ekosistemlerin haksız yere zarar görmemesi, küresel gıda arzının kesintiye uğramaması ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir biçimde ilerlemesi için hükümetler arasında bilimsel araştırma, düzenli toplantı ve politika anlaşmaları çağrısında bulundu. Türkiye’nin sözleşmeyle ilişkisini Dışişleri Bakanlığı’nın sayfasından okuyabilirsiniz.
Kyoto Protokolü, tarafların ilk önemli anlaşmasıydı. Aralık 1997’de imzalandı; 37 sanayileşmiş ülkeye ve Avrupa Birliği’ne altı gazın salımını azaltma yönünde katı hedefler koydu, ancak ABD, Çin ve Hindistan gibi büyük salımcıları kapsamıyordu. Şubat 2005’te yürürlüğe girdi; birinci aşamada (2008-2012) salımları 1990 seviyesinin yüzde 5, Doha Değişikliği ile uzatılan ikinci aşamada (2013-2020) yüzde 18 altına indirmeyi hedefledi. Buna rağmen BM Çevre Programı’nın 2012 raporu, 1990 ile 2010 arasında salımların yüzde 32 arttığını ortaya koydu. Rapor, fosil yakıt bağımlılığını yenilenebilir enerjiyle değiştirme ihtiyacını bir kez daha vurguladı.
Bizim bu tarihten çıkardığımız ders şu: Otuz yıldır toplanan devletler salımı durduramadı. Sebepleri ve sorumluları kim olursa olsun, bunlara bakılmaksızın çözüm odaklı olmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden Yerelden Küresele Hareketimiz‘i başlattık.
Neden sürdürülebilir tarım?
Çünkü başka yolu yok. Toprak yoruldu; bugüne kadar kullanılan gereksiz gübre ve ilaç yüzünden toprakta kimyasal ve toksik maddeler birikti. Su azaldı; iklim değişikliği yazımızda anlattığımız gibi Amik Ovası’nın kuyuları her yıl derine iniyor. Girdi fiyatları ise çiftçinin kârını yiyip bitiriyor. Sürdürülebilir tarım bizim için bir ideoloji değil, hesap makinesinin gösterdiği sonuçtur: Daha az girdi, daha sağlıklı ürün, daha uzun ömürlü toprak.
Kooperatifler, özellikle kadın kooperatifleri, bu dönüşümün en doğal aracıdır. Tek başına bir çiftçinin göze alamayacağı deneme, eğitim ve pazarlama maliyetini birlikte taşıyabiliriz. Yerelden küresele hareketimizi desteklemek için lütfen bizimle iletişime geçin. Her kesimin yorumuna ve fikrine ihtiyacımız var; geleceğimiz için bunun yapılması gerektiğine inanıyoruz.
Kooperatifimiz üçüncü aşamada
Birinci aşama kurulmak, ikinci aşama üretime başlamaktı. Üçüncü aşamada Yerelden Küresele Hareketimiz sahaya iniyor: konuşacak, bilgilendirecek, eğitimler ve toplantılar düzenleyecek. Hareketin diğer önemli ayağı ise şu: Bize gelen talepleri yerinde inceledikten sonra başvuran kişinin veya kurumun ihtiyaçlarını, yapılması ve yapılmaması gerekenleri raporlayacağız; talebin başından sonuna her adımında yanında olarak işi nihayete kavuşturacağız; sonrasında iki yıl daha gözlemleyerek verileri kayıt altına alacağız. Karbondioksit ve metan gibi gaz salımlarını, karbon ayak izini, işletme maliyetlerini, verim kayıtlarını ve kârlılık oranlarını ölçüp grafiklerle paylaşmak istiyoruz. Ölçülmeyen şey iyileştirilemez.
Organik tarımı desteklemek ve tavsiyede bulunabilmek için 5-15 dönümlük sera ortamında kendi üretimimizi yapacak, çiftçilerimizi buradan bilgilendirecek ve onları kazançlı bir işe teşvik edeceğiz. Tüm çalışmalarımız Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ile koordineli yürüyecek. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Lütfü Savaş’ın hidroponik tarım projelerindeki ödüllü çalışmalarını takip ediyor, desteklerini bekliyoruz.
Hidroponik ve benzeri tarım sistemleri

Hatay Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Komisyonu hibe programı kapsamındaki SİEU Green projesiyle hidroponik (topraksız tarım) ve akuaponik (sucul yetiştiricilik) sistemlerin entegre edildiği bir sera kurdu. Akuaponik teknikte balık atıkları bitkiler için biyolojik gübre kaynağı olarak kullanılıyor; bitki kökleri de balık havuzu için doğal filtre görevi görüyor. Belediye bu serayı “Sürekli Eğitim Merkezi” modeliyle halka, girişimcilere ve öğrencilere açık canlı bir laboratuvar olarak işletmeyi, dezavantajlı kadınlar ve Suriyeli misafir kadınlardan oluşan yaklaşık 400 kişilik bir gruba bu tekniği balkonda ya da mutfakta uygulayabilecekleri çalıştaylarla öğretmeyi planlıyor.
Başkan Savaş, sistemin topraktaki kimyasal birikimden ve mantar, bakteri, virüs kaynaklı hastalıklardan uzak üretim sağladığını, tarlada ortalama elli günde sofraya gelen marulun bu sistemde on-on beş günde yetiştiğini söylüyor; sistemi “sıhhat, zaman ve ekonomi konusunda müthiş faydalı” diye tanımlıyor. Haberin tamamını Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin sitesinden okuyabilirsiniz. Biz de kendi seramızda bu sistemi denemek ve sonuçlarını burada paylaşmak istiyoruz.
Sulamada devletin yaptıkları ve bizim ekleyeceklerimiz
Tarım ve Orman Bakanlığı, çiftçilerin basınçlı sulama sistemlerini planlayıp işletebilmesi ve dijital araçları sisteme entegre edebilmesi için eğitim ve yayım faaliyetleri yürütüyor. Bakanlığın paylaştığı verilere göre “Basınçlı Sulama Sistemleri” ve “Etkin ve Verimli Sulama Sistemleri” modüler eğitimleri kapsamında 26 ilde 73 eğitim düzenlendi ve 1.329 çiftçi sertifika aldı; sertifika alanların yalnızca yüzde 16’sı kadın. Ayrıca güneş enerjili sulama, su hasadı, toprak altı damla sulama, serada sulama ve kapalı drenaj uygulamalarını yerinde görmeleri için üniversitelere, araştırma kurumlarına ve ekipman üreticilerine inceleme gezileri düzenlendi; çalıştay, tarla günü ve çevrimiçi seminerlerle 554 çiftçinin sorunları uzmanlarla tartışıldı; aşırı sulamanın zararlarından yüzey altı damla sulamaya kadar çeşitli konularda 9.586 adet yayım materyali dağıtıldı.
Bu rakamlar bize iki şey söylüyor. Birincisi, devletin eğitim altyapısı var ve kullanılabilir. İkincisi, kadın çiftçilere ulaşılamıyor; yüzde 16 bunu açıkça gösteriyor. Bir kadın kooperatifi olarak tam da bu boşluğu doldurmak istiyoruz: Bakanlığın eğitimlerini köye, kadın çiftçinin ayağına getirmek ve öğrenileni kendi seramızda göstermek.
Bu yazıyı okuyan her çiftçiye, her kuruma ve her okura sözümüz aynı: Sebep ve sorumlu aramıyoruz; çözüm arıyoruz. Fikirlerinizi iletişim sayfamızdan bekliyoruz.
İlgili Yazılar
Okumaya Devam Edin
Horanta Koop’tan Yeni Yatırım Hamlesi: 200 m² Pilot Salep Üretimi Başlıyor
Horanta Koop olarak, Hatay’da 200 m² pilot salep üretimi için yeni bir yatırım sürecini başlatıyoruz. Bu adım; yüksek…
